Karakalem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karakalem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2024 Pazar

5 Dakikada Yüz Çizmeyi Öğren!

Adım Adım Kolay Teknikler ve Küçük Sırlar


Neden Portre Çizmek Zor Gibi Gelir? Yüz, duyguların en yoğun yansıdığı yer. Gözlerin hafifçe kayması, dudak çizgisinin bükülmesi... Tüm bunlar çizimi "zor" gösterir. Aslında işin sırrı, karmaşık düşünmemek ve önce basit şekillerle başlamaktır.

Adım 1: Yüzü Basit Şekillere Böl
Bir yüzü çizerken, sihirli kelimemiz: oran. Önce bir oval çizin. Bu, kafatasının temel şekli. Yüzü ortadan ikiye bölen dikey bir çizgi, simetriyi korur.
Göz hizası için yatay bir çizgi. Gözler, sanıldığının aksine kafanın tam ortasında bulunur.
🎯 İpucu: İlk etapta güzellik veya benzerlik kaygısı taşımayın. Bir bina yapar gibi iskelet kuruyorsunuz.

Adım 2: Göz, Burun ve Ağız Konumlarını Yerleştir
Göz çizgisi üzerine iki badem şeklinde boşluk bırakın. Gözlerin arasına bir göz genişliği kadar mesafe koyun.
Burnun alt sınırı, çenenin ortasına yakın olur.
Ağız, burun altından biraz aşağıda, göz bebeklerinin alt hizasından geçen hayali çizgi aralığında.
✏️ Not: Bu noktada hatalar doğaldır. "Mükemmel" gözükmek zorunda değil. Ama oran oturursa, yüzde 80 başarı yakalarsınız.

Adım 3: Kaşlar ve Saç Çizgisi
Kaşlar, gözlerin biraz üstünde, burun köküyle bağlantılı düşünülür.
Saç çizgisini hafifçe kabaca işaretleyin. Şapka gibi hayal edin, formu netleştirmek için.

Adım 4: Kulak ve Çene Hatlarını Belirle
Kulaklar, göz hizasından başlayıp burnun altına kadar iner.
Çene hattı, yüzün karakterini belirler: keskin mi, yuvarlak mı?

Adım 5: Gölgelendirme ve Duygu
Hafif gölgelendirmelerle yüzü derinleştirin.
Göz altına, burun kenarına ve dudak çevresine yumuşak gölgeler ekleyin.
Kaş ve gözlerdeki minik vurgu, ifadenin ruhunu verir.
🪄 Sanatçı Dokunuşu: Bir yüzde "canlılık" yaratmanın sırrı, ufak asimetri ve doğal hatalardır. Korkmayın, her hata sizi daha gerçek kılar.

Peki, Gerçekten 5 Dakika mı? İlk başta belki 15 dakika sürer. Ama bu pratiği birkaç kez yaptıktan sonra, beyniniz oran ve şekilleri otomatikleştirmeye başlar. İşte o zaman gerçekten 5 dakikada bir portre "yakalarsınız".

Yüz çizimi öğrenmek, temel oran bilgisiyle başlar ve kişisel dokunuşunuzla derinleşir. Eğer kolay portre çizim teknikleri, adım adım çizim rehberleri veya karakalem çalışmaları hakkında daha fazla içerik isterseniz, blogumdaki diğer yazılara da göz atabilirsiniz.
Unutmayın: Çizim bir yetenek değil, geliştirilmiş bir gözlem biçimidir. Siz de kendi portre çizim yolculuğunuza bugün başlayın!

25 Ocak 2018 Perşembe

Basit çizgiler


Yeni görsel tasarım trendlerinden biri de basitlik. Birkaç veya bazen tek renk ve az öge içeren kompozisyonların oluşturulması ya da doğada yakalanması izleyicinin ilgisini karmaşık tasarımlardan daha çok çekiyor. Buna video tasarımları da dahil; ilgili ögelerin dışında hareket, nesne ya da ayrıntı içeren, keskin ve parlak sınırları olmayan her şey izleyicinin ilgisini dağıtıyor. Sosyal medya, günümüz teknolojisinin de desteğiyle, beynin bu yöneliminin anlaşılmasında büyük rol oynadı. Beyin, diğer tüm organik oluşumlar gibi, enerji tasarrufuna gidiyor ve anlamaya çalışırken en az zorlanacağı seçeneği tercih ediyor. Halihazırda varolan bu evrimsel yönelimin daha belirgin şekilde açığa çıkmasını teknolojik gelişimin yarattığı bilgi bolluğunun (yazılı veya görsel anlatımlar ve bunların dijital kalitesi dahil) beslediğini söyleyebiliriz.

Dolayısıyla şu sıralar kitleye hitap etmek açısından moda “anlaşılmak”. Yarattığınız içerik ne kadar kolay anlaşılıyorsa ve sade ise kitle o kadar ilgi gösteriyor. Bunda popüler kültürün etkisi büyük ve tüketim tasarımcıları da toplumların basitliğe bu eğiliminden faydalanıyor. Yalnız, önce keşif ve fayda ekseninde ortaya çıkan bu strateji kültüre geri-besleme yapıyor. Sürümden kazananlar, istatistik biliminin de yardımıyla toplumdaki yaygın karakterin dinamiklerini çözüp, ürünlerini onlara göre onları da ürünlerine göre, en karlı biçimde sağıyorlar. Bilimsel araştırmalara göre güzellik algısı popüler imajlar tarafından da belirlenebiliyor. O sırada gündemde olan ve güzel olarak lanse edilen yüzlere benzeyen yüzler daha güzel olarak algılanıyor örneğin. Daha sonra moda değişiyor ve güzellik algısı değişiyor. Bu şekilde, tüketim kültürü kendisini sürekli canlı tutmakla birlikte, toplum da tüketim lehine kolayca manipüle edilebiliyor. Döngü gitgide basitleşmeye, temel, herkesin bildiği ögelerin tasarımlanmasına mı varacak? Bu daha ziyade anlaşılacak bir şey kalmadığını zannettiğimiz oranda bir basitlik tasarlandığı anda çok daha temel kabullerin, hatta içgüdülerin zihnimize kodlanması şeklinde gerçekleşiyor. Zizek, popüler kültürün bu zorunlu hilesini baskıcı desüblimasyon şeklinde adlandırıyor. Basit zihinsel kodların sürekli görsel akışı, farkında olmadan öğrenmeye, bu basit ögelerin birlikte oluşturduğu harita ise zihnimiz tarafından bazı mesajların bütünsel olarak algılanmasına yol açıyor. Kabullendiğimizin farkında bile olmadığımız bir fikri değiştirebilir miyiz?

İnsanların kolayca anlayıp hemen uygulayabilecekleri şeylere akın etmesini besleyen iki durum daha var: hız ve çokluk. Çok fazla insan hergün çok fazla şey yapıyor, yayınlıyor ve üretiyor. Aklımıza gelen en uçuk şey dahi birileri tarafından bir yerlerde çoktan gerçekleştirilmiş olabiliyor ve herkes her şeyden anında haberdar oluyor. Bu da insanda sürekli bir geç kalıyormuş hissi yarattığından herkes ortaya bir şeyler çıkarmak, bir işi yapıp bitirmek ve tüm dünyaya duyurmak adına adeta kendisini parçalıyor. Ve zorunlu olarak basit şeyler üretilmiş oluyor, zira kapsamlı ve ardında daha komplike bir zeka barındıran işlerin on dakika gibi bir eforla ortaya çıkması malesef mümkün değil. Bu toplumsal eğilimi gelecekçi biçimde yorumlarsak, aslında herkesin hızlı, çok sayıda ve basit veriler (görsel, fikir ya da herhangi bir içerik) üretmesi, tam da bilim kurgusal bir yapay zekanın istediği şey: doğanın evrimsel bir kendi bilincine erme hamlesi olan insan zekasının ve içgüdülerinin çözümlenmesi, böylelikle organik bilincin taklit edilerek matematiksel bir soyutlama ile yeni ve daha evrensel bir tanesinin örülmesi açısından önce en basit ögelerine parçalanması gerekir, dolayısıyla tüm bu basitleşen ve aceleyle kendisini en temel içgüdülerine kadar ortalığa döken tüketici toplumlar aslında harıl harıl kod yazıyorlar.

Bunun dışında basitliğin estetik halinde, elbette ki bir de doğaya dönüş özlemi var. Şehir hayatında, hayatın bir koşturmaca olduğu yanılsamasında adeta boğulmakta, ömrü sınırlı aciz göçebeler olduğumuz gerçeğinden koparak sistemin çeşitli algı manipülasyonlarıyla empoze ettiği misyonların bazen huşusu bazen ağırlığı altında kalmaktayız. Bu zihin bulanıklığı içerisinde bir şeyleri, en azından hayat ve hakikat konseptini anlayabilmek mümkün değil. Hayat karşımıza boş bir odada sessiz bir şekilde odaklanıp çözmeye uğraşabileceğimiz bir zeka küpü olarak gelmiyor, her ne kadar tam da böyle olsa da. Doğada her şey daha kolay anlaşılır durumda, bir anda çoğunlukla bir şey oluyor ve yaklaşık 3.2 milyar yıldır da genlerimize bu şekilde kodlandığından doğanın konseptine alışmakta çok zorlanmıyoruz. Şehir hayatında ise bir an içinde binbir hareket var, çoğu da zihinde gürültü oluşturmaktan başka bir işe yaramıyor.

Basitlikte yakaladığımız estetik algıyı, tüketici sistemin baskıcı desüblimasyonuna uğramadan, sahte içgüdülerin zihnimize kodlanmasına ve algı manipülasyonuna karşı bilinçle, lehimize çevirmek de mümkün. Kolay anlaşılmak ve anlamak, işleri karmaşıklaştırmamak kötü bir şey değil, bilakis medeniyet sandığımız tüketim kültürü meseleleri karmaşıklaştırmanın da çok ekmeğini yedi, olduğundan daha basitleştirmenin de. Ama hiçbir şey olduğu gibi görmenin yerini tutamaz. Olguları olduğu gibi, yalın gerçeğiyle algılamak için önümüzde hiçbir engel yok. Biraz cesaret ve dürüstlükle doğaya ve doğala yaklaşmak mümkün. Tabi doğayı ve doğalını unutmadıysak.

18 Şubat 2013 Pazartesi

Nymph



Nymphler yunan mitolojisinde dağlarda, kırlarda, ormanlarda, akarsularda yaşayan peri kızlarıdır. Bir çiçeğin üzerinde esneyerek uyandığını resmettiğim bu çizgi varlığın, çizim bittikten sonra nymph sınıfına girdiğini düşündüm. Çiçekler ve baykuş da onun gibi doğaçlama olarak ortaya çıktı. 

A4 kağıt. Karakalem resim.

21 Ocak 2010 Perşembe

Yelkovan



Şeyler zıt hallerini içlerinde barındırır. Evren döngüsel bir karaktere sahiptir; şeyleri bir doğrunun zıt kutuplu iki ucuna konumlandırır. Bir 'doğru', uzayda iki farklı yönü ifade edebileceği gibi, çift yönlenmiş bu haliyle aynı zamanda sonsuz bir çember, sonsuz bir kürenin de ifadesidir. Böylelikle döngüsellik, Kreis, çift yönlülükle tamamlanmış olur.

Zamanın bu davranışını alıp bir merceğin içerisine yerleştirmiş insan. Bir okyanus kuşu olan yelkovan ve katı yürekli akrebi, bir çemberin içinde, sembol içinde sembol misali konumlandırmış. 

Fakat insan zihni, bu sembollerin sabit durumlarını da aşarak, iki zıt doğanın, kimi zaman kendi ruhundaki gibi yan yana gelebileceğini de bir zaman merceğinde belki bilerek belki bilmeyerek ifade ediyor.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Baykuş



Cağaloğlu Anadolu Lisesi'nde okurken 10. sınıfta tuttuğum nöbet esnasında okulun pavyon diye tabir edilen bölümündeki içi doldurulmuş baykuşa bakarak yaptığım bir karakalem resim. 

31 Aralık 2007 Pazartesi

Yarasa


Resim içinde resim birçok açıdan ilgi çekicidir. İnsan ezelden beri düşüncelerinin ve hayallerinin somutlaşabileceğine dair yanılgılara meyillidir.

Teknolojinin gelişmesiyle beraber arzu ettiğimiz bilgi veya eşyayı çok küçük bir çabayla elde edebilmemiz ve sistemdeki gereksiz çeşitliliğin tezat oluşturacak şekilde hayalgücümüzü sınırlaması bizi yanıltmasın. İnsanlık, eski hayallerini ve arzularını hala unutmuş değil. Kaldı ki, teknoloji bizi dilediğimiz şeyin 'bir tık uzağında' kılmakla yetinmeyecek, bir göz kırpış ya da düşünceye getirme ile tabiatın sınırlarından kurtulmaya varan uzun bir yolculuk bu. Fakat unutmayalım, ilkel insan da bunları istiyordu. Bizden tek farkı, karmaşık sistemler ve elektrik devrelerinden bağımsız olarak bunların hali hazırda olduğuna ve olabileceğine inanmasıydı. Bu algı biçimi animizm başlığı altında incelenir.

Freud, Totem ve Tabu adlı eserinde animizmi detaylıca inceler. Aşağıda kitabın ilgili bölümünden konuyu açıklamaya yardımcı olacak bazı alıntılar yaptım.

"Animizm dar anlamda ruh hakkındaki kavramlar kuramı, geniş anlamında da ruhsal varlıklar kuramıdır. Animatizm, yani dışarıdan cansız görünen tabiatın ruhlandırılması (canlandırılması), içine animalizmi ve manizmi de alan daha geniş bir bölümdür.

İlkel insanlara göre, dünya insanlara iyilik veya kötülük etmek isteyen birçok ruhsal varlıklarla doludur. Tabiat olaylarının nedenlerini bu cinlere veya şeytanlara bağlıyorlar. Bundan başka, yalnız hayvanların ve bitkilerin değil, cansız şeylerin de bu ruhlarla canlandırıldığına inanıyorlar. Bu ilkel 'tabiat felsefesi'nin üçüncü ve belki de en önemli kısmı bize o kadar garip görünmez, çünkü bugün bu ruhların varlığının sınırlarını çok daraltmış olduğumuz ve tabiat olaylarını maddi güçlerle yorumladığımız halde bile ondan tam kurtulmuş sayılamayız. İlkel insanlara göre, insanlarda da bulundukları yerden ayrılarak başka varlıklara geçebilen ruhlar vardır. Bu ruhlar birtakım görünmez işler yaparlar ve bir hadde kadar bulundukları 'bedenler'den bağımsızdırlar. Başlangıçta ruhlar tıpkı kişiler gibi algılanırlardı, fakat uzun bir evrim ile maddi niteliklerini kaybettiler. Daha yüksek bir anlamda ruhlandırma görüşü meydana geldi. Birçok yazar bu ruh görüşünün animizm sisteminin ilk çekirdeği olduğunu sanıyorlar.

Animizm bir fikir sistemidir ve tek bir olayı izah için dayandığı ruh ve beden ikiliği görüşüne nasıl varmıştır? Sanıldığına göre bu görüş, uyku (rüya) ve uykuya benzeyen ölüm olaylarına bakarak insanların üzerine bu kadar yakından etki yapan bu halleri yorumlama gayretinin sonucu olarak meydana gelişinin başlangıç noktası olsa gerektir. İlkel insan için, hayatın devamı yani ölmezlik belli bir şeydi. Ölüm kavramı daha sonradan meydana çıkan ve ancak çekimserlikle kabul edilen bir kavramdı; çünkü ölüm fikri bizim için bile içi boş ve gerçekliği anlaşılamaz bir kavramdır. Animizm kavramlarının meydana gelmesinde rüyalarda görülen hayaller, gölge, akis gibi gözlem ve tecrübelerin oynadığı sanılan rol üzerinde de tartışmalar olmuş, fakat bunlar hiçbir sonuca varmamıştır.

Hume, Dinlerin Tabii Tarihi adlı eserinde cansız tabiatın canlılaştırılmasını haklı görüyor ve şöyle diyor: "Bütün insanlıkta her şeyi kendisi gibi görmek ve yakından tanıdığı ve bildiği özellikleri her şeye kaydırmak eğilimi vardır."

İnsanlığın, en eski dünya görüşünü sırf spekülatif bir bilgi hırsı ile arattığını sanmamalıyız. Tabiata hükmetmek gibi pratik ihtiyaçların herhalde bu işte bir payı olmuştur. Onun için animizm sistemi ile beraber başka bir şeyin daha yürüdüğünü, yani insanlar, hayvanlar, eşya vesaire üzerine hükmetme usullerinin de ilerlediğini görürsek bunda şaşıracak bir şey yoktur.

Büyü, esas bakımdan, belli şartlar altında insanlara nasıl muamele ediliyorsa ruhlara da öyle muamele etmek suretiyle, yani onları hoşnut etmek, uzlaştırmak, iltimaslarını kazanmak, gözlerini yıldırmak, güçlerini ellerinden almak, kendi irademiz altına sokmak suretiyle üstlerine etki yapmak sanatıdır. Bütün bunlar, yaşayan insanların üzerine etkisi olduğu görülen usullerin aynı olan usullerle yapılmaktadır. Halbuki sihir başka bir şeydir; o, başlıca ruhlarla meşgul değildir. Bildiğimiz psikolojik usulleri kullanmaz, özel araçlar kullanır. Kolaylıkla bir animizm tekniğidir. Sihrin, tabiatın canlılaştırılmadığı yerlerde kullanıldığı da görülmektedir. Sihir çok çeşitli amaçlara yarar. Tabiat olaylarını insanın iradesine bağlar; insanı düşmanlardan ve tehlikelerden korur; insanlara düşmanlarını zararlandırma gücünü verir. Fakat sihir faaliyetinin dayandığı prensipler o kadar meydandadır ki bütün yazarlar aynı şeyi görmüşlerdir: Zihinde kurulan bir ilişikliği gerçekten olan bir ilişiklik sanmak.

İlkel kavimler arasında daima büyük bir rol oynayan ve evrimin daha yüksek aşamalarında görülen efsanelerde ve kültürlerde kısmen kalan iki sihir türü üzerinde duracağım: Sihirle yağmur yağdırmak ve meyve verdirmek sanatı. Yağmur sihrinde, yağmuru hatta yağmur yağdıran bulutları ve fırtınaları taklit ederek yağmur yağdırılır.

Bazı olumsuz kuralları, yani sihirle yapılan ihtiyat tedbirleri vardır ki bunlar da bir nevi sihir şekillerine sokulabilir. Örneğin; Dayak köylerinde köylülerin bazıları yaban domuzu avına çıktıkları zaman köyde kalanların av süresince elleriyle suya dokunmaları yasaktır. Dokunulursa bu hareketleri avcıların parmaklarının yumuşamasına ve avlarının ellerinden sıyrılıp kaçmasına sebep olur. Gilyaklı bir avcı ormanda av peşinde koşarken çocuklarının ağaç veya kum üzerine resim çizmesi yasaktır. Çünkü sık ormanlardaki patikalar bu resimlerdeki çizgiler kadar karışabilir, avcının avının yolunu şaşırmasına sebep olabilir.

Gerek bu örneklerde ve gerek bunlar gibi olan daha birçok örnekte uzaklığın hesaba katılmaması, telepati'nin gayet doğal bir şey gibi kabul edilmesi sihrin özelliklerini kavramamızı kolaylaştırır. 

Bütün bu örneklerde etkili güç olarak kabul edilen şeyin ne olduğunu açıkça görebiliyoruz: Bu güç yapılan işle beklenilen olay arasındaki benzerliktir. Yağmur yağmasını isterseniz, yağmur gibi görünen veya yağmuru hatırlatan bir şey yapmanız yeter. Daha sonraki evrim aşamasında yağmurun sihirle yağdırılması yerine, yağmur yağdırmalarını rica etmek için kiliselere gidilerek oralarda yerleşmiş olan evliyalara dua edildiğini görürüz. En sonunda bu din tekniği de bırakılıyor, onun yerine yağmurun yağmasında havayı etkileyen güçlerin neler olduğu anlaşılmaya çalışılıyor.

İnsanlar kendi kafalarındaki fikir düzenini tabiatın düzeni sanmışlar ve bu yüzden kendi fikirlerini kontrol edebilmelerinin veya eder gibi görünmelerinin kendilerine eşyayı da kontrol etme gücünü verdiğini sanmışlardır, der Frazer. Bu, bize sadece sihrin gittiği yolları açıklıyor, onun asıl niteliğini anlatmıyor, yani tabiat kanunları yerine psikolojik kanunların konmasına yol açan yanılmayı bize açıklamıyor.

İlkel adamın, kendi isteklerinin gücüne karşı büyük bir güveni vardır. Onun, sihir kullanarak elde ettiği şeyler, sırf bu şeyleri arzu ettiğinden dolayı yapılması gereken şeylerdir. Demek ki sihrin aslında isteğin büyük bir rolü var. 

Fakat zamanla sihir eyleminin asıl nedenlerinin önemi kalkarak, onun yerine sihrin araçları, yani sihir eyleminin kendisi önemli oluyor. İlkel adam belki de, kendi ruhsal eylemlerini haddinden fazla değerlendirdiğini sihirle kullandığı araçlarla açıkça görünceye kadar bu hareketinin farkına varmıyor. Hatta belki de istenen şeye benzediği için sihir eyleminin kendisi ile isteklerinin tatmin edilişine varıldığını sanıyor. Fakat bir aşamadan sonra insanlar, inanma olmadıkça ruhlara yalvarmanın para etmediğini, duaya inanmayınca duanın hiçbir sihir gücü olmadığını anlıyorlar.

Eşyayı temsil eden fikirlerin önünde eşya gölgede kalıyor; fikirlerde olan biten her şey eşyada da oluyor sanılıyor; fikirler arasındaki ilişikliklerin eşyalar arasında da olduğu farz ediliyor. Düşün mesafe tanımadığı, yer ve zaman bakımından birbirinden çok ayrı şeyleri tek bir bilinç eylemi ile birleştirdiği için sihir de telepati vasıtasıyla yer ve mesafe tanımıyor; geçmişteki bir çağrışımı şimdi olan bir çağrışım farz ediyor. Animistik safhada, iç dünyanın gölgesi, bildiğimize inandığımız diğer dünyanın, yani dış dünyanın üzerine düşüyor."

26 Ağustos 2007 Pazar

Saat


İnsan bedeni kolundaki bir zincirle doğanın saatinin saniye koluna bağlı. Zaman ve işleyişi, hareket, ölüm, karanlık ve insanoğlunun zamanda bıraktığı izler gibi kavramları bir saat kadranına sığdırmaya çalıştım. 

Kabiliyetlerini abartan insanoğlunun kendi kontrolünün de doğanın çarklarına bağlı olduğu idrakine bir türlü varamaması pek ironik. Bilinç, evrenin mekanizmasını çözmeye uğraşırken kendi edilgenliğini ıskalayabiliyor.

A4 kağıt. 0.5 uçlu kalem. Karakalem resim.