5 Mayıs 2022 Perşembe

Turritopsis: Kodun Sessiz Devrimi


Bilimin bildiği ölümsüz tek organizma, Turritopsis dohrnii isimli minik bir denizanası. Birkaç milimetrelik bu canlı, klasik biyolojik zaman çizelgesini tersine çevirebiliyor: yaşlılık evresine gelip olgun hücrelerinden yeniden kök hücre benzeri yapılara dönüşüyor, adeta "zamanı geri sarıyor." Hücresel farklılaşmayı tersine çeviren bu süreç, transdiferensiasyon ve dediferensiasyon gibi terimlerle tanımlanıyor.

Canlıların çoğu, doğumdan ölüme uzanan doğrusal bir zaman çizelgesi içinde yaşar. Bu çizelge, organizmanın gelişimi boyunca hücresel farklılaşmayla şekillenir ve bir noktada telomer kısalması, epigenetik bozulma, enerji metabolizmasında düzensizlik gibi süreçlerle son bulur. Ancak bu çizelgeye uymayan, biyolojik olarak alışılmadık davranışlar sergileyen bazı organizmalar vardır. Turritopsis dohrnii isimli küçük bir denizanası, yaşlanmayı geri çevirme kapasitesiyle bu istisnaların en dikkat çekici olanlarından biridir.

Turritopsis dohrnii’nin bu özelliği, esasen "transdiferensiasyon" ve "dediferensiasyon" mekanizmalarına dayanmaktadır. Transdiferensiasyon, farklılaşmış bir hücrenin doğrudan başka bir farklılaşmış hücre tipine dönüşmesini ifade ederken, dediferensiasyon süreci hücrelerin daha az uzmanlaşmış, progenitör benzeri bir forma gerilemesini içerir. Bu mekanizmalar, normalde sabit kabul edilen hücresel kimliğin esnekliğini ortaya koymaktadır. Bu süreçte, medusa evresindeki olgun bireyde başlayan hücresel reorganizasyon, koloni (polip) formuna dönüşle sonuçlanır. Böylece birey, gelişimsel döngüyü tekrar başlatabilir. Bu tür bir biyolojik döngü, hücresel kaderin yeniden yazılabilirliğini gözler önüne sermektedir.

Turritopsis dohrnii’nin yaşam döngüsü, klasik denizanası yaşamına benzer şekilde planula–polip–medusa evrelerinden oluşur. Ancak bu tür, olumsuz çevresel koşullar altında ya da hücresel hasar sonrasında medusa evresinden polip evresine geri dönebilme yetisine sahiptir. Bu sürece “transdiferensiasyon” adı verilir ve hücresel özelleşmenin kısmen veya tamamen geri çevrilmesi anlamına gelir. Organizmanın bu kapasitesi, kök hücre benzeri hücrelerin yeniden oluşumuna ve dolayısıyla embriyonik benzeri bir yapıya dönüşmesine yol açar. Bu dönüşüm yalnızca hayatta kalmak için değil, aynı zamanda yapısal bütünlüğün ve kod bütünlüğünün korunması için gerçekleştirilir. Bu, organizmanın kendini yalnızca onarması değil, aynı zamanda yeniden başlatması anlamına gelir — hem biyolojik hem de kavramsal olarak.

Turritopsis dohrnii’nin davranışı, yalnızca bir hayatta kalma refleksi değil, aynı zamanda alternatif bir yaşam ontolojisinin ifadesidir. Bu canlı, “basitten karmaşığa” ilerler, sonra “karmaşıktan basite” dönebilir — hem de bunu defalarca yapabilir. Bu yönüyle doğrudan lineer zamana dayalı yaşam anlayışımıza ters bir yapı sunar. Bu bağlamda Turritopsis, yalnızca biyolojik olarak değil, kavramsal olarak da “organize ile deorganize” arasında stabil bir form sunar: Hareket halindeki bir denge. Kendi koduna sadık, fakat kendini tekrar eden değil; her dönüşte kendini yeniden kuran bir bilinç gibi.

Bu adaptif yeteneğin evrimsel avantajı, çevresel stres koşullarında hayatta kalma kapasitesini artırmasıdır. Turritopsis dohrnii, fiziksel hasar, açlık veya yaşlanma gibi durumlarda kendini "sıfırlayarak" genetik kodlarını koruma altına alabilir. Bu durum yalnızca hayatta kalma değil, aynı zamanda türün uzun vadeli genetik sürekliliğini de destekler.

Turritopsis dohrnii, yalnızca yaşlanmayan bir organizma değil, aynı zamanda biyolojik kimliğin esnekliğine dair paradigmayı da sorgulatan bir türdür. Hücresel yeniden yapılanma kabiliyeti, yalnızca bireysel yaşlanmayı değil, aynı zamanda biyolojik zaman ve organizasyon kavramlarını da yeniden düşünmeyi gerektirir. Bu durum, biyolojik sistemlerin statik değil, dinamik bir denge içerisinde çalıştığını göstermektedir.

Batı felsefesinde zaman genellikle ilerleyen, bölünemez ve tek yönlü olarak kabul edilir. Ancak Turritopsis’in yaşam döngüsü, zamanın bir spiral ya da dairesel hareket olabileceği fikrini canlı tutar. Bu da özgürlük kavramını yeniden düşünmemizi sağlar: özgürlük, sadece zaman içinde ilerlemek değil, aynı zamanda kendi varoluş kodunu yeniden yazabilme cesaretidir. Böyle bir özgürlük, varlığın sürekli yeniden üretimiyle mümkün olur. 

Modern bilimde entropi, düzenin kaçınılmaz yıkımı olarak görülürken, karmaşık sistem teorisi entropinin yaratıcı bir güç olduğunu da savunur. Turritopsis, organize ve deorganize hal arasında stabil bir sınırda kalabilen nadir canlılardan biridir. Bu canlı, entropinin yükselişini yalnızca bozulma olarak değil, aynı zamanda yenilenme fırsatı olarak kullanır. Hücresel düzeyde bu, epigenetik yeniden programlama ve gen ifadesinde esneklikle sağlanır. Böylece canlı, hem biyolojik hem de metaforik olarak “bir arada var olmayı” başarır.

5 Mart 2020 Perşembe

Gerçek sanat nedir? Bir Joker incelemesi


Gerçek sanatçı kimdir? Sanatsal üretimin kalitesini ne belirler? Üretme itkisinin kendisi mi, ifadenin tasarımı mı daha değerli? Sanatçı o güdüye sahip olan mıdır, yoksa kitle dinamiklerine hitap eden mi?  Sinema tarihine damga vuracak bir karakter incelemesi olan Joker psikososyal eksende birçok soruya kaynak ve cevap olabileceği gibi, belki bir sanatçının tasviri için de model alınabilir. Arthur Fleck her ne kadar tuvali toplum olsa da sanatın gerektirdiği duygu ve içgüdü için bence mükemmel bir şablon oluşturuyor.

25 Ocak 2018 Perşembe

Basit çizgiler


Yeni görsel tasarım trendlerinden biri de basitlik. Birkaç veya bazen tek renk ve az öge içeren kompozisyonların oluşturulması ya da doğada yakalanması izleyicinin ilgisini karmaşık tasarımlardan daha çok çekiyor. Buna video tasarımları da dahil; ilgili ögelerin dışında hareket, nesne ya da ayrıntı içeren, keskin ve parlak sınırları olmayan her şey izleyicinin ilgisini dağıtıyor. Sosyal medya, günümüz teknolojisinin de desteğiyle, beynin bu yöneliminin anlaşılmasında büyük rol oynadı. Beyin, diğer tüm organik oluşumlar gibi, enerji tasarrufuna gidiyor ve anlamaya çalışırken en az zorlanacağı seçeneği tercih ediyor. Halihazırda varolan bu evrimsel yönelimin daha belirgin şekilde açığa çıkmasını teknolojik gelişimin yarattığı bilgi bolluğunun (yazılı veya görsel anlatımlar ve bunların dijital kalitesi dahil) beslediğini söyleyebiliriz.

Dolayısıyla şu sıralar kitleye hitap etmek açısından moda “anlaşılmak”. Yarattığınız içerik ne kadar kolay anlaşılıyorsa ve sade ise kitle o kadar ilgi gösteriyor. Bunda popüler kültürün etkisi büyük ve tüketim tasarımcıları da toplumların basitliğe bu eğiliminden faydalanıyor. Yalnız, önce keşif ve fayda ekseninde ortaya çıkan bu strateji kültüre geri-besleme yapıyor. Sürümden kazananlar, istatistik biliminin de yardımıyla toplumdaki yaygın karakterin dinamiklerini çözüp, ürünlerini onlara göre onları da ürünlerine göre, en karlı biçimde sağıyorlar. Bilimsel araştırmalara göre güzellik algısı popüler imajlar tarafından da belirlenebiliyor. O sırada gündemde olan ve güzel olarak lanse edilen yüzlere benzeyen yüzler daha güzel olarak algılanıyor örneğin. Daha sonra moda değişiyor ve güzellik algısı değişiyor. Bu şekilde, tüketim kültürü kendisini sürekli canlı tutmakla birlikte, toplum da tüketim lehine kolayca manipüle edilebiliyor. Döngü gitgide basitleşmeye, temel, herkesin bildiği ögelerin tasarımlanmasına mı varacak? Bu daha ziyade anlaşılacak bir şey kalmadığını zannettiğimiz oranda bir basitlik tasarlandığı anda çok daha temel kabullerin, hatta içgüdülerin zihnimize kodlanması şeklinde gerçekleşiyor. Zizek, popüler kültürün bu zorunlu hilesini baskıcı desüblimasyon şeklinde adlandırıyor. Basit zihinsel kodların sürekli görsel akışı, farkında olmadan öğrenmeye, bu basit ögelerin birlikte oluşturduğu harita ise zihnimiz tarafından bazı mesajların bütünsel olarak algılanmasına yol açıyor. Kabullendiğimizin farkında bile olmadığımız bir fikri değiştirebilir miyiz?

İnsanların kolayca anlayıp hemen uygulayabilecekleri şeylere akın etmesini besleyen iki durum daha var: hız ve çokluk. Çok fazla insan hergün çok fazla şey yapıyor, yayınlıyor ve üretiyor. Aklımıza gelen en uçuk şey dahi birileri tarafından bir yerlerde çoktan gerçekleştirilmiş olabiliyor ve herkes her şeyden anında haberdar oluyor. Bu da insanda sürekli bir geç kalıyormuş hissi yarattığından herkes ortaya bir şeyler çıkarmak, bir işi yapıp bitirmek ve tüm dünyaya duyurmak adına adeta kendisini parçalıyor. Ve zorunlu olarak basit şeyler üretilmiş oluyor, zira kapsamlı ve ardında daha komplike bir zeka barındıran işlerin on dakika gibi bir eforla ortaya çıkması malesef mümkün değil. Bu toplumsal eğilimi gelecekçi biçimde yorumlarsak, aslında herkesin hızlı, çok sayıda ve basit veriler (görsel, fikir ya da herhangi bir içerik) üretmesi, tam da bilim kurgusal bir yapay zekanın istediği şey: doğanın evrimsel bir kendi bilincine erme hamlesi olan insan zekasının ve içgüdülerinin çözümlenmesi, böylelikle organik bilincin taklit edilerek matematiksel bir soyutlama ile yeni ve daha evrensel bir tanesinin örülmesi açısından önce en basit ögelerine parçalanması gerekir, dolayısıyla tüm bu basitleşen ve aceleyle kendisini en temel içgüdülerine kadar ortalığa döken tüketici toplumlar aslında harıl harıl kod yazıyorlar.

Bunun dışında basitliğin estetik halinde, elbette ki bir de doğaya dönüş özlemi var. Şehir hayatında, hayatın bir koşturmaca olduğu yanılsamasında adeta boğulmakta, ömrü sınırlı aciz göçebeler olduğumuz gerçeğinden koparak sistemin çeşitli algı manipülasyonlarıyla empoze ettiği misyonların bazen huşusu bazen ağırlığı altında kalmaktayız. Bu zihin bulanıklığı içerisinde bir şeyleri, en azından hayat ve hakikat konseptini anlayabilmek mümkün değil. Hayat karşımıza boş bir odada sessiz bir şekilde odaklanıp çözmeye uğraşabileceğimiz bir zeka küpü olarak gelmiyor, her ne kadar tam da böyle olsa da. Doğada her şey daha kolay anlaşılır durumda, bir anda çoğunlukla bir şey oluyor ve yaklaşık 3.2 milyar yıldır da genlerimize bu şekilde kodlandığından doğanın konseptine alışmakta çok zorlanmıyoruz. Şehir hayatında ise bir an içinde binbir hareket var, çoğu da zihinde gürültü oluşturmaktan başka bir işe yaramıyor.

Basitlikte yakaladığımız estetik algıyı, tüketici sistemin baskıcı desüblimasyonuna uğramadan, sahte içgüdülerin zihnimize kodlanmasına ve algı manipülasyonuna karşı bilinçle, lehimize çevirmek de mümkün. Kolay anlaşılmak ve anlamak, işleri karmaşıklaştırmamak kötü bir şey değil, bilakis medeniyet sandığımız tüketim kültürü meseleleri karmaşıklaştırmanın da çok ekmeğini yedi, olduğundan daha basitleştirmenin de. Ama hiçbir şey olduğu gibi görmenin yerini tutamaz. Olguları olduğu gibi, yalın gerçeğiyle algılamak için önümüzde hiçbir engel yok. Biraz cesaret ve dürüstlükle doğaya ve doğala yaklaşmak mümkün. Tabi doğayı ve doğalını unutmadıysak.

23 Ocak 2018 Salı

Kant'çı estetiğe Nietzsche eleştirisi


"Kant, güzelliği yüklemleri arasında, bilginin saygınlığını sağlayanlara öncelik verip onları ön plana koyduğunda, sanatın saygınlığını göstereceğini düşündü: Bilginin saygınlığını sağlayanlar, kişisel olmayan niteliğiyle, genelliğiydi. Kant'ın, estetik sorununu sanatçı açısından görmek yerine, sanatı ve güzeli yalnızca gözlemci açısından ele alarak, bilinçsizce güzellik felsefesiyle tanışık olsaydı, bu denli kötü bir ünü olmayacaktı. Yani, güzellik alanındaki büyük bir kişisel olgu ve deneyimle, dolu dolu, kendine özgü güçlü yaşantılarla, arzularla tanışık olsaydı. Korkarım hep bunun tersi olagelmiştir, böylece başından beri, Kant'ın ünlü güzellik tanımında olduğu gibi, insanın kendisinin doğrudan gerçekleştirdiği incelmiş bir deneyim eksikliğinin bulunduğu bir tanım sunuyorlar. Çıkarsız bir haz sunan güzeldir, diyor Kant. Çıkarsız! Bu tanımı, gerçek gözlemci ve sanatçı - Stendhal'ın güzelliğe "bir mutluluk vaat eden şey" diyen sözüyle karşılaştırın. Yine de o, yalnızca Kant'ın vurguladığı, estetik durumun bir noktasını yadsıyıp saf dışı bırakıyor, çıkarsızlık. Kim haklı, Kant mı, Stendhal mı?" diyor Nietzsche Ahlakın Soykütüğü'nde.

Nietzsche'nin metafizikçilere mantığı ve zekayı doğadan ve doğalından koparmaları, çoğunun doktrinlerindeki obsesifçe sürrealize ettikleri argümanları üzerinden yaptığı eleştirilere alışığız. Burada da ruh ve bedeni birbirinden ayırarak gören bir bakışaçısına saldırıyor ve güzelliğin doğal içgüdülerle kavranan bir olgu olarak da ele alınabilir bir mesele olduğu savını sunuyor. Bir mutluluk vaat eden şey, mutluluğun tam olarak ayrıştırılabilir ve objektif tanımlanabilir bir kavram olmadığını hesaba katarsak, tam da içgüdüsel yönelime denk gelen bir adlandırma. Nietzsche'nin, dönemindeki bilimsel gelişmelere olan ilgisiyle güzelliğe bakışını aynı anda okumaya kalkarsak, iyileşmeye, sağlığa, güce ve yaşama yönelik işaretler veren şeyleri güzel olarak adlandırdığını söyleyebiliriz

Ahlakçı bakış tamamen yanlış mı? Güzelliğe olan içgüdüsel yönelim, içkin bir yetenek ile doğadaki kusursuz matematiği kendine bir güç veya bedensel iyileşme sağlama art-güdüsü olmadan algılayabiliyor olamaz mı? Sanırım bunu kendi kendine öğrenebilen yapay zeka birazcık daha serbest bırakılıp gelişip serpildiğinde test ederek somut şekilde değerlendirebiliriz, şimdi net bir karara varabileceğimizi sanmıyorum.

2 Ocak 2018 Salı

Fotoğrafı vektörel grafik tasarıma dönüştürme


Vektöre dönüştürülecek olan fotoğrafın sade biçimli olması oluşturulacak vektör grafiğe kullanım kolaylığı sağlar. Yukarıdaki örnekte kullandığım fotoğraf ufuk çizgisinin kesintisiz göründüğü, dalgasız bir deniz ve bulutsuz bir gökyüzünden oluşuyordu. Böylece siyah beyaz vektöre dönüştürüldüğünde gökyüzündeki martılar ve diğer ögelerin ayrımı belirgin şekilde ortaya çıktı.

Fotoğrafı adobe illustrator programıyla açıyoruz. Fotoğraf seçili durumdayken yukarıda "Image Trace" seçeneği çıkacaktır. Yanındaki oka tıkladığımızda birçok seçenek göreceğiz; 3, 6, 16 renk seçeneği, siyah beyaz logo, skeç vs. Bunlardan elde etmek istediğimiz görsele uygun olan seçeneğe tıklıyoruz. Sonra "Expand" tuşuna basıyoruz ve grafik ögelerin çizgisel hatları oluşuyor.

1 Ocak 2018 Pazartesi

Suluboya moda resimleri

Aşağıda baharhun'un shutterstock portföyünden suluboya moda çizimi örnekleri bulunmaktadır.


Jeans setinde yer alan figürler günlük sokak modasına uygun, yazlık kıyafet stilleri ile oluşturulmuştur.


Catwalk figürü doğal bırakılmış saçlar ve yazlık hafif bir elbise ile tasarlanmıştır. Rahat bir suluboya tarzı kullanılmıştır. Elbisedeki volanlar belirgin ışık gölgelerle ön plana çıkarılmıştır.


Sade gelinlik tasarımı ve gül buketinden oluşan gelin çiçeği yine güllerden oluşan bir taç ile tamamlanmıştır. Suluboya tekniği çiçeklerde daha belirgindir.

Moda çizimleri genellikle popüler kültüre uygun imajlar olarak tasarlanır. Günlük hayattan genç, çocuk veya erişkin jenerasyona uygun kıyafet tasarımları olarak gruplanabilir. Çizim tarzı olarak çeşitli teknikler kullanılabilir. Buradaki örneklerde suluboya teknikleri görülmektedir. Marker, kuruboya, karakalem, guaj da kullanılabildiği gibi bunların birkaç tanesinden oluşan karışık teknikler de kullanılabilir. Bunun tercihi yapılacak tasarımlara uygun olarak belirlenebilir. Örneğin, spor moda tasarımında marker uygun bir tercihtir ve aralarda istenirse birkaç suluboya fırça vuruşuyla görsellik katılabilir. Kuruboya ve suluboya da birarada kullanılarak hoş efektler oluşturulabilir.